Kedi gibi düşünmek

Kedilerin psikolojisini inceleyen ve bu konuda araştırma yapan Fransız veteriner Joel Dehasse, mutluluğun sırrının kedilerde saklı olabileceğini söylüyor ve kedi gibi huzurlu olabilmek için yapılması gerekenleri anlatıyor

Yakın zamana kadar sokaklarda 'pissst' sesleri ile kendimizden uzaklaştırmaya çalışırdık. Şimdilerdeyse, özellikle de büyük şehirlerde kediler evlerin birer ferdi olmaya başladı. Rivayete göre, sahibini kendisi seçermiş kedilerin. Biz naçizane kullarsa kendimizi onların sahipleri sanarak yaşıyoruz oysa ki Bu modern zamanlarda, aralarda kalmış bir neslin evlatları olarak mutluluğun sırrının kedilerde saklı olabileceği aklınıza geldi mi hiç? Fransa'da kedilerin psikolojisini inceleyen bir araştırma hepimize şiddetle bunu tavsiye ediyor Dikkatli ama sessiz varlığı, neredeyse psikologların davranışlarına benziyor. Belki de bu sebeple kedilerin problemlerimizi anladığını varsayıyor ve duygusal boşluklarımızı onlarla doldurmaya çalışıyoruz. Evde bir kedi beslemek gittikçe yaygınlaşan bir eğilim. Avrupa'da, özellikle Fransa, İngiltere gibi ülkelerde evde kedi besleyenlerin oranı yüzde 25'e ulaşmış durumda. Dahası yapılan araştırmalar altını çizerek belirtiyor ki, dertlerini hatta sırlarını kedilere anlatan kedi sahiplerinin oranı yüzde 13'ü buluyor. Yani, zaman zaman ağzında bir küçücük kuş veya fare yakaladığı zamanlarda olduğu gibi içgüdüleriyle hareket eden küçük bir hayvan olduğu gerçeğini bir kenara bırakıyor onu bir dost olarak algılıyoruz. Verdiğimiz örnek pek hoşunuza gitmemiş olabilir. Sadece bir kedinin 'kedi' olduğunu hatırlatmak istedik. Öte yandan, kedilerin dostluğuna bu kadar ihtiyaç duyarken, yapılacak en doğru şey onların karakterindeki belli özellikleri incelemek ve bunu kendi hayatımıza adapte etmek

KEDİLERİN KULLANMA KILAVUZU

Eğer bir kedimiz varsa, ona 'egoist' demekten tabii ki kaçınırsınız. Ama hadi, beraberce kabul edelim; bir kedi için dünya kendi etrafında döner. O 'önce ben' demeyi başaran bir hayvandır. Uzmanlara göre, günümüzde birçok insanın mutsuzluğu da bu anahtar cümlede yatıyor. Birçok modern insanın aslında hayat şartlarına tam bir uyum gösterebilmesi için 'önce ben' demeyi başarması lazım. Ancak ya bunu başaramıyor; ailelerinin (eş, çocuklar, anne-baba, kardeşler vs.) ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarına göre ön planda tutuyor ve kendine vakit ayıramıyor ya da 'önce ben' diyorlar ama sonra bencil oldukları düşüncesiyle kendilerini suçlamaktan alıkoyamıyorlar. Oysa ki, egoizm; ölçülerini doğru bir çerçevede ayarladığımız sürece hayatın gerekliliklerinden biri... Uzmanların denklemi basit: Egoist insan kendi mutluluğunu ister ve bunu sağlar. Kendisi mutlu olan bir insansa etrafını mutlu eder.

Egoizm kedilerin tek olumlu özelliği de değil üstelik Kişisel gelişim kurslarına veya bir psikoloğa gitmeden de, içgüdüsel olarak uyguladıkları bazı tedaviler var. Mesela mırmırları... Sanılanın aksine kedilerin mırmırları ne kadar mutlu olduklarının işareti değil. Uzmanlar bunun strese karşı bir refleks ve rahatlama metodu olduğunu belirtiyorlar. Ve bazen saatlerce süren yalanma işlemi Birinci dereceden temizlenme amacı taşısa da bu da kedilerin kendilerini sakinleştirmek için kullandıkları bir metot. Özet; kedilerin bütün insanlara örnek olması gereken bir hayat felsefesi var: İyi hissettiren, eğlendiren ve güven veren her şeyi daha da abartarak uygulamak ve kötü hissettirenleri sorgulamadan ve sorgulanmaya müsaade etmeden tamamen hayatından çıkartmak. Böyle yaptığında bir kedinin neler hissettiğini ve bu davranış biçiminin ona iyi gelip gelmediğini kediler konuşmayı öğrenene kadar anlamak mümkün değil tabii ama şurası bir gerçek ki, en azından biz sahiplerine, moralimiz bozuk olduğunda güven aşılayıp bizi rahatlatabiliyorlar.

SAHİP ODUR SİZ DEĞİL

Siz onu eve aldığınızı sanırsınız. Ancak kedi sahibi olan birçok kişiye sorabilirsiniz: Hangi evde yaşayacağına karar veren kedinin kendisidir. Dahası bu tavır eve yerleştikten sonra da devam eder genelde. O sizin değil siz onun evinde yaşamaya başlarsınız aslında. Siz henüz fark etmeden kendi alışkanlıkları sizin hayatınıza yer eder: Mutfak ve tuvalette kendi köşesi vardır. Su kabına dokunmanız söz konusu bile değildir. Saklanacağı veya uyuyacağı köşeler bellidir. Yemek saatleri ise asla şaşmamalıdır. Bunlar olmadığında yani kediniz kendine ait alanlara kavuşamadığında sıkılır, üzülür, yemek yememeye veya haddinden fazla yemeye başlar. Hiperaktif bir hal alabileceği gibi saldırganlaşabilir de. Sonuçta tıp diliyle 'nevrotik' bir hal alır ve sizi onunla ilgilenmeye ve dediklerini yapmaya mecbur bırakır. Özellikle içinde bulunduğu koşulları olduğu gibi kabul etmeye eğilimli, bunları değiştirmek için savaşmayan ve sonunda da içine düştüğü depresyondan kurtulamayanlara güzel bir örnek oluşturduğunu inkar etmek mümkün mü?

Şurası kanıtlanmış bir gerçektir; sizin varlığınızdan hoşnut olduğu sürece size bağlılığına güvenebilirsiniz. Ama kedi psikolojisi üzerine uzmanlaşmış Fransız araştırmacı veteriner Joel Dehasse'a göre bu sevgi sizin ona beslediğiniz sevgiden çok farklıdır. Tabii ki sizi olur olmaz bir sebep için terk etmez. Hatta Doğu kökenli bir ırktan geliyorsa yürüyüşe çıktığınızda sizi (tasması olmadan) takip bile eder. Sesinizi, ayak sesinizi, arabanızın motor sesini tanır. Hatta daha da ilginci siz öldüğünüz zaman o da kendini ölüme terk edebilir. Ama gelin görün ki, sizin sunduğunuz hayat koşulları hoşuna gitmiyorsa, gidip başka bir ev aramaktan kaçınmayacaktır. Genelde kendini kabul ettirmeyi bildiğinden yeni bir ev bulmakta zorlanmayacak, bu eve de sanki senelerce orada yaşamış gibi adapte olabilecektir. Kangren olmuş ilişkilerde (bazen duygusal, bazen ailevi, bazen de işlerimizle ilgili) hapis kalanlarımız için böylesi bir özgüven, kaybetmekten korkmamak gerçekten de örnek alınacak türden değil mi? Bir kedi için her şeyden daha önemli olan kendi fiziksel ve psikolojik rahatlığıdır. Özetle siz bir köpekte olduğu gibi onun sahibi değil ancak 'bakıcısı' olabilirsiniz. Onun mutluluğundan sorumlu bir bakıcıdan öteye gidemezsiniz. Şartlarınız ondan üstün değil onunla eşittir. Bu açıdan bakıldığındaysa, bir köpeğin sadakati ne kadar hoş görünse de, bir 'köpek' olmak çok da cazip gelmiyor insana

TALEPKAR OLMAK

Kedinin dikkat çeken karakter özelliklerinden biri de talepkar olmasıdır. Mesela yediği mama markası bellidir. Bu konuda ipler ondadır. Dahası zaman zaman (genelde onun arzu ettiği zamanlarda) onunla oynamanız, onu eğlendirmeniz gerekir. Kediniz sizinle uyumaktan da büyük keyif alacaktır. Bunun nedeni size duyduğu sevgi değildir, aman yanılmayın. Sizin yanınızda uyumak ister çünkü sıcaklığınızdan faydalanacaktır. Canı okşanmak istediğindeyse gelip bunu talep eden yine o olacaktır. Özetle, evimizde duygularımıza ortak olması ve bize arkadaşlık etmesi için beslediğimiz kedilerin hayvansal içgüdülerini örnek almak, modern çağın insanın ruhunu paralayan vahşiliğine karşı bir savunma mekanizması geliştirmemizi sağlayabilir

Kedi sahiplerine öneriler

  • Canınız kedinizle dertleşmek istediğinde, onu kendinizden 50 santim uzağa oturtun. Her ne kadar karanlıkta görme kabiliyeti olsa da birçok kedi ileri derecede miyoptur ve renkleri ayırt edemez. Sizi daha çok kokunuzla tanıyacaktır.

  • Kediniz çok kilo aldıysa bu genelde gereğinden fazla yemesine ve gereğinden az hareket etmesine bağlıdır. Bu nedenle ilk olarak her istediğinde ona yemek vermekten kaçınmalısınız. Ancak sorun devam ederse başka bir problem var demektir ve bir uzmana danışmanız gerekir.

  • Onu her istediğinizde kapıp okşamaya başlamayın. Kedi insanlarla temasa ihtiyaç duyar ama bunu genelde kendisi başlatmak isteyecektir. Eğer gelip bunu talep etmiyorsa ya da siz onu okşarken kulakları geriye yatıyor, kuyruğu daha hızlı sallanıyorsa ona dokunmayı bırakın çünkü sinirleniyor demektir.

  • Evinizi idrar kokusu salmışsa kedinizi kısırlaştırmanın zamanı gelmiş demektir. Zaten kısırsa o zaman çiş yaptığı köşeleri hoşuna gitmeyecek kokularla temizlemelisiniz. Sorun devam ederse de onu acilen veterinere götürmelisiniz. Zira ihtiyaçlarını evin değişik yerlerinde gideren bir kedi şımarık değildir. Sağlığının iyi gitmediğinin sinyallerini veriyordur size.

    EBRU KILIÇOĞLU
    (akşam.com.tr'den alınmıştır) 
  • Yorum Yaz